- Kıbleeee!
- Hortuuum!
Sinemanın kuşkusuz
toplumu aydınlatıcı bir misyonu var. Bu misyonu, sınıfta ders verir gibi yerine
getiren filmlere ‘didaktik’, öykünün akışı içinde, seyircinin gözüne sokmadan
yapanlara ‘başarılı’ diyoruz. Ben de seyrettiğim filmlerden çok şey öğrendim.
Hatta, çocukluk yıllarından beri sıkı bir Türk filmi seyircisi olarak itiraf
etmeliyim ki; hayata dair birçok şeyi Yeşilçam’dan öğrendim. Ve tabi ölüme de
dair…
Defin işleminde, meftanın başının kıbleye gelmesi gerektiğini Davaro filminden öğrenenler kulübünde yalnız olmadığımı düşünüyorum. Filmi ilk ne zaman izledim ve bu kaideyi kaç yaşında öğrendim, hatırlamıyorum. Bu filmi izlememiş olsam bu bilgi ile hiç karşılaşmamış olabilirdim. Öte yandan akıllara şöyle de bir soru gelebilir: “Hocam, bunlar gerçek hayatta nerede karşımıza çıkacak?”
İnanmazsınız, benim
karşıma çıktı!
Olay aynen şöyle
cereyan etti:
Üniversite birinci
sınıftayım… Millî şuura sahip her Türk genci gibi (biraz iddialı mı oldu ne? “Her”
yerine “çoğu” mu desek? Şöyle yapalım… Milli şuura sahip birçok -ya da birkaç-
Türk genci gibi) Alparslan Türkeş’in mezarını ziyarete gittim. Dürüst davranmak
gerekirse; özel olarak gitmedim de geçerken uğradım. Başkent Öğretmenevi’nde
Hocalı Katliamı konulu bir panel vardı. Çıkışta o gazla kendimi mezarın başında
buldum.
Bilenler bilir,
rahmetli Türkeş’in mezarı, kendi adını taşıyan parkın içindedir. Etrafında başka
mezar da yoktur. Uzatmayalım… Kabrin başına vardım. O da ne! Mezarın başı
kıbleye doğru değil! Hemen duruma el koydum ve o yakınlarda bulduğum görevli
dayıyı, Davaro’ya dayanan tecrübelerim doğrultusunda uyardım:
- Mezarın başı kıbleye bakmıyor… Yaparken dikkat
etmemişler mi acaba?
- Dikkat etmemiş olurlar mı? Pusulayla ölçüm yapıldı
burada…
Ve öğrendim ki, “başı
kıbleye gelecek” diye kastedilen, kafanın tepe noktası değil yüzüymüş. Merhum,
uyur gibi sağa doğru yatırılırmış ve yüzü kıbleye bakarmış. Fazla ilgili
dinlemiş olacağım ki, dayı, bunun üzerine bir de Yunus Emre öyküsü patlattı. Aydınlanmam
tamam oldu.
Öykünün konusunu
hatırlamıyorum. Öğretmenevi’ndeki panelden de aklımda pek bir şey yok. O günden
bana kalan hisse, filmden öğrendiğimi gerçek hayatta pekiştirmek oldu.
Hikâye burada bitiyi…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder