.png)
Kapitalizm sözkonusu olduğunda tüketimin sınırı yok…
Satacak hiçbir şey bulamıyorsa, eskileri allayıp ballayıp yeni pahasına
satıyor, adına da ‘vintage’ diyorlar.
Şu “vintage” dedikleri, Gayserilinin “anasını
boyayıp babasına satmak” dediğinden başka bir şey değil… Alıp alıp dolap eskisi
yapılan kıyafetlere yapıştır vintage (ya da Retro, artık her neyse) yaftasını,
satışa çıkar. Hem dolabın boşalsın, hem cebin dolsun. Güzel sistem… mi?
Aile büyüklerinden kalma giysilerin
değerlendirildiği, hatta bazı parçaların satılabildiği bu sistem ilk bakışta
faydalı görünüyor. Ancak hesaba katmadığımız çok önemli bir ayrıntı var: Türk
toplumunun son 60 yılda geçirdiği değişim…
Bugün anneanne ve babaannelerinin (ve de
dedelerinin) sandıkta kalmış giysilerini üzerlerine geçirip vintage modasına
öncülük edenlerin şecerelerine baktığımızda, 60 yıl önce de belli bir
sosyoekonomik seviyeye sahip kimseler görürüz. Ancak bu tablo, Türk insanının
yüzde 90’ı açısından geçerli değildir. Bugün doktor, avukat, asker, vali vs.
kadrolarda yer alan kimselerin hemen hepsi köy kökenlidir. Hatta önemli bir
kısmının da anne-babası halen kırsal kesimde, geleneksel bir yaşantı içindedir.
Dolayısıyla, rastgele seçeceğimiz bir hanım, babaannesinden kalma kıyafetle
davete katılmaya kalkışırsa şöyle bir görüntü oluşacaktır:
Kötü mü? Asla… Milletin efendisinin kim olduğunun
bilincinde biri olarak, böyle bir eskiye dönüşe ‘kötü’ demem mümkün değil. Ama ‘vintage’
da diyemem…
Fikrinin fikri: Bu vintage akımı, Türkiye açısından pek kalıcı olmaz, modası çabuk geçer.
Fikrinin fikri: Bu vintage akımı, Türkiye açısından pek kalıcı olmaz, modası çabuk geçer.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder