26 Nisan 2014 Cumartesi

ŞU “VİNTAGE” DEDİKLERİ…



 
Kapitalizm sözkonusu olduğunda tüketimin sınırı yok… Satacak hiçbir şey bulamıyorsa, eskileri allayıp ballayıp yeni pahasına satıyor, adına da ‘vintage’ diyorlar.


Şu “vintage” dedikleri, Gayserilinin “anasını boyayıp babasına satmak” dediğinden başka bir şey değil… Alıp alıp dolap eskisi yapılan kıyafetlere yapıştır vintage (ya da Retro, artık her neyse) yaftasını, satışa çıkar. Hem dolabın boşalsın, hem cebin dolsun. Güzel sistem… mi?

Aile büyüklerinden kalma giysilerin değerlendirildiği, hatta bazı parçaların satılabildiği bu sistem ilk bakışta faydalı görünüyor. Ancak hesaba katmadığımız çok önemli bir ayrıntı var: Türk toplumunun son 60 yılda geçirdiği değişim…

Bugün anneanne ve babaannelerinin (ve de dedelerinin) sandıkta kalmış giysilerini üzerlerine geçirip vintage modasına öncülük edenlerin şecerelerine baktığımızda, 60 yıl önce de belli bir sosyoekonomik seviyeye sahip kimseler görürüz. Ancak bu tablo, Türk insanının yüzde 90’ı açısından geçerli değildir. Bugün doktor, avukat, asker, vali vs. kadrolarda yer alan kimselerin hemen hepsi köy kökenlidir. Hatta önemli bir kısmının da anne-babası halen kırsal kesimde, geleneksel bir yaşantı içindedir. Dolayısıyla, rastgele seçeceğimiz bir hanım, babaannesinden kalma kıyafetle davete katılmaya kalkışırsa şöyle bir görüntü oluşacaktır:

 
Kötü mü? Asla… Milletin efendisinin kim olduğunun bilincinde biri olarak, böyle bir eskiye dönüşe ‘kötü’ demem mümkün değil. Ama ‘vintage’ da diyemem…

Fikrinin fikri: Bu vintage akımı, Türkiye açısından pek kalıcı olmaz, modası çabuk geçer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder